30 Kasım 2017 Perşembe

Değer bilmemek alışkanlık olmuş bizlerde..

Kaybetmeden bilmek gerek bazı şeylerin değerini..
Nasıl ki bir insan çocukluğunun değerini büyüdükten sonra anlıyorsa, bir öğrenci okulun değerini bitip gittikten sonra biliyorsa veya sevgililer birbirlerini kaybettikten sonra anlıyorsa, sevgilerinin güzelliğini, kaybetmeden anlamak gerekiyor elindekilerin kıymetini, güzelliğini..
Gel gelelim ki biz insanlar çok nankörüz hiç bir zaman elimizde ki mutlulukların değerini bilemiyoruz neden böyleyiz peki? Daha iyisini alabileceğimizi düşündüğümüz için mi yoksa nasılsa elimin altında dediğimiz için mi? Bunu herkes farklı cevaplayabilir tabi.. Ama net olan bir şey var ki insanlar hiç bir zaman yerinde sevmeyi, değer vermeyi bilmiyor. Bilenlerinde genelde değeri bilinmiyor. Bende yaptım bu hatayı yapmadım demiyorum çok severken umursamadım ama sebebi kesinlikle ben değildim. Karşınızda ki insanın gözlerinin artık başkasına güldüğünü anladığınız vakitte son çabalarınızı göstermeye başlıyorsunuz ya hani son çırpınışlar. Ben bunu yaptım. Körü körüne kabul ettim herşeyi sonrası mağlum tabi olmadı. Başkasına gülmeyi tercih etti. Ama ben başkasıyla gülmektense onunla üzülmeyi tercih ettim. Şimdi ise bende vazgeçmiş bulunmaktayım. Şimdi kim kimin değerini bilecek biliyor musunuz? Vazgeçilen vazgeçenin değerini bilecek buna sadece aşk olarak bakmamak gerekiyor tabi. Aileniz yanınızdaysa değer bilin, evcil hayvanınız varsa değerini bilin hayat hata yapmak için ve o hatanın farkına varmak için çok kısa.. 
Sevgiyle kalın..

İki yüzlü yaratıklar..




İnsanların yanımda olduğunu söylemesi hiçbir şey ifade etmiyor. Yanımda olmaları gerektiği zamanlarda ortalıkta gözükmemeleri çok üzüyor sonra.
Yalan insanlar çok, her yerdeler ve insanı boğuyorlar. 
En çok da ‘ben yalan değilim’ diyenler sahte yüzlerle çıkıyor karşına. Bilemiyorsun ilk başta zaten asıl kimliklerini insanların. Ortaya çıktığı zaman insan üzülüyor. Ya sözünün arkasında duramayanlara ne demeli en acizleri de onlar değil mi? Bu en yakın hissettiğin insansa bir de gerisini siz düşünün..

Belki de en acısı bu olmalı..

Onca şey olup bitiyor. Onca şey. Biriniz tutup acınızı masaya vuramıyorsunuz. Birimiz de çıkartıp o acıyı mutfak masasına çarpıp “al, bak bu da benim acım!" diyemiyoruz. Karşımızdaki insanın yüzüne elimizin tersiyle bütün üzüntülerimizi vuramıyoruz. Sokaktaki kadın çocuğuna vuruyor, balıklar karaya vuruyor, güneş ışığı balkona vuruyor. Onca şey oluyor. Onca şey. Her şey yolundaymış gibi yapmakla çok vakit kaybediyoruz.

Dokunmayın Dünyama

Benim içime kapanık bir insan olduğumu bilmiyorlar. Annem bile anlamıyor bu durumumu. İçeride kendime kurduğum bu dünyaya kimseyi sokmamaya kararlıyım. İnsanoğlu nankör çünkü. Biliyorum oraya bir kişiyi bile alsam kendi doğrularına uymayan dünyayımı yıkmaya kalkacak.Bana rağmen başaracak aynı zamanda tüm insanlığın katili olacak. Benim yüzünden birinin suçlanmasını istemem. O yüzden kimse girmeyecek iç dünyama. Kapattım kapılarını, kitledim milyonlarca düşünceyle.Keşfetti biri içimdekileri. Girmek istiyor içeri ama hala çözmesi gereken milyonlarca düşünce var. Ve çekmesi gereken bir o kadarda acı… Bana anlat diyor içindekileri, küs dışarıya, ben hepsine hazırlıklıyım diyor. Bilmiyor ki bu söylediği benim için bir intihar etme şekli. Geceler boyunca uyumadan kurduğum o dünyayı bir anda yıkmamı istiyor. Aslında o tüm insanlığın sonun olabileceğini bilmiyor. Anlamıyor oda beni. Sadece saklamayı beceremediğim bir şeyi öğrendi farkında değil. Bir gün dünyadaki en büyük katliamı yapıp da ölmek istersem içimdeki zehirli olan her şeyi anlatacağım tüm önüme gelenlere ve zehirleyeceğim onları da kendime yaptığım gibi.