30 Aralık 2013 Pazartesi

Gözlerim de bir rüya gözleri..

Onu unutma niyetiyle yumduğum gözlerimi, onun geldiği bir rüyaya açıyorum. 
Bu defa susmuyor, konuşuyor benimle. O anda yine kendime yenilip, yine anneminde dediği gibi gurursuz, kuş akıllı bir kız oluveriyorum. Hem ağlıyor, hem içimin tüm çekmecelerinde sakladığım hislerimi savuruyorum yüzüne.
Susturmuyor beni, susturmak istemiyor.
Acımın somutlanışını izlemeye nasıl katlanıyor, diye düşünüyorum. Tam o ara yutkunduğunu duyuyor ve garip bir şekilde ağız dolusu sus biriktiriyorum.
Dokunsun istiyorum yüzümün kıyısına, içimden ”bana sarıl” diye yalvarıyorum ona.
Anlamsızca bakıyor.
Tutuyorum elinden, çekiştiriyorum, benimle gel diyorum. benimle gel. En sevdiğimiz şarkıyı söylemeye başlıyorum. Gözlerine bakıyorum.
Gözleri karanlık bir sokak gibi bakıyor, koşuyorum o sokağın yalancı kaldırımlarında, serinliğinde üşüyorum.
Gözleri..
Gözleri, kirli bir düşü andırıyor, lekeli hayal kırıklığı gibi bakıyor. Gözlerinde yüzen gemileri fark ediyorum,yaklaşıp, uzanıp tutup da  gitmelerini engellemek istiyorum. Eksilsin istemiyorum. Martıların eşlik ettiği gemilerini, gözlerimde saklamak istiyorum.
Gözleri, kalabalık içinde yokluk gibi bakıyor. Bıraktığım kalıntıların yıkılmış olduğunu görüyorum, mezarlığı andırır gibi bakıyor gözleri. Bir o kadarda mavi gökyüzünün ortasında bulunmak, ama ona ait olmamak gibi bakıyor.
Gözleri bir ezan sonrası hissini taşıyor, bir ezan sonrası nasıl hissederseniz, öyle bakıyor işte gözleri.
Ve tek bir an düşünmeden hem derin bir yalnızlığa hem derin bir kalabalığa, gözlerine bırakıyorum kendimi.
Ve o gidiyor, bir kez daha gidişini seyretmenin verdiği soğuklukta donuyorum. Kıpırtısızım.  Ve bir karanlık. Buzul bir karanlık.
Ve sanırım uyanıyorum.
O gidiyor ve uyanıyorum. Ya da uyanıyorum ve o gidiyor. Hangisi olduğunu kestiremiyorum.
Sonrası ölüm gibi, zamanın kovalamacası yeniden başlıyor benim ise koşacak gücüm yok. Kendimin çok uzağına kaçmak istiyorum, kaçacak gücüm yok.
Ellerim üşüyor, gözlerim üşüyor.
Ama.
Ama, sol yanımda ona ait bir yer sıcacık hala..

25 Aralık 2013 Çarşamba

Emanet..

Bir sürü deniz kabuğundan ibaretti hayatı. Ama mutluydu. Hepsinin birer anısı vardı,bulundukları kutuların Üzerlerinde tarih ve yer yazıyordu.Her zaman özenli olurdu onlara karşı.Bazen en çok özlediklerini alır deniz kıyısına götürürdü,onlarla konuşur anılarını yad ederdi.Yanına biraz deniz suyu alır eve dönerdi.Güzel bir sofra hazırlar ve tüm hatıralarına deniz suyu ikram ederdi. Bir gün yorgun düştü yaşlı bedeni,anılarına deniz suyu değil gözyaşı ikram eder oldu.Denizlere emanet etti anılarını ve dalgalarda kayboldu.

15 Aralık 2013 Pazar

Sevmiyorum Artık..

Seni sevmem için hiçbir sebep yok artık. O kadarda güzel değilmiş gülüşün. Hiç de anlamlı, dolu dolu değilmiş bakışların. Yeni fark ediyorum... Hoş, ben bunlar içinde sevmiyordum ya seni. Yüreğin vardı o zamanlar. Güzelliğinden çok karakterine aşık olmuştum ben senin. Seni sevmem için hiçbir sebep yok artık. Kaybetmiş saflığını yüreğin. Kimse durduk yere, boşu boşuna aşık olmaz. Bir özelliğini bulur, titrer yüreği. Öyle hisseder yüreğindeki sevgiyi. Ama sen, herşeyini yitirmişsin şimdi. Seni sevmem için bir sebep yok artık, üzgünüm. Çünkü bende yoruldum, dibi görünmeyen o koyuya düşüp çıkmaktan. Üstelik bir parça bile ümit yok artık. Aradığımda telefona bile cevap verme zahmetinde bulunmayan bir insanı, hayatım üzerine kurduğum hayallerin en güzel köşesine koyamıyorum artık. Gözüm mü açıldı, kalbim mi tıkandı bilmiyorum. Sen, geride koskoca bir yalan olarak kaldın. Bir Sezen Aksu şarkısında kaldın, ' eskidendi, çok eskiden '.. Bende isterdim böyle olmasın, bu kadar çıkmaza sürüklenmesin herşey. Okadar isterdimki, seni sevmem için bir sebep olsun şimdi. Uzatayım elimi sana, inanayım eskisi gibi. Hayal kurayım, ümit edeyim, öpeyim tüm masumluğundan. Ama hiç bir şey kalmıyor eskisi gibi. Aşk bile... Ama sana söz veriyorum, yağmurun sesiyle uyandığım tüm sabahlarda, aç karınla içtiğim tüm sigaralarda, seni hatırlayacağım. Öpüyorum kimsesiz yüreğinden, hoşça kal....

14 Aralık 2013 Cumartesi

İstersen oku bunlarda benim çizimlerimden..

 Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi. 
Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdi...m. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Babam sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla. Onlar annemle konuşurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir, 'Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturtmayacaksın babanla?' diye çıkışır, beni odama gönderirdi. 

Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan, 'Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım.' diye bağırmaya devam ederdi. 'Keşke benim de bir odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık' derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim. 

Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır, televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli birşey varsa beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım 
ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım. 

Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; 'Bak, böyle uslu uslu oyna işte.' diyordu. Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu. 'Son günlerde ne de akıllandı benim kızım.' diye komşulara anlatıyordu annem halimi. 

Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem 'Odanı topla!'diye odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum. Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı beceremiyordum . 

Annem odama gelip 'Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım. ' dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden 
alırsa ben ne yapacaktım? 

Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamanı kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hım, dedi 'Çok güzel olmuş. Bu adam benim herhalde.' dedi. Ben 'Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.'dedim. O 'Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.'dedi. Ben yine 'Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kız da annem.' dedim. Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: 'Peki neden bizi küçük çizdin?' dedi. Heyecanla başladım anlatmaya. Ben büyüyüp adam olacağım. İş bulup çalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda iş yerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde 'Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.' diyeceğim. Ve bir de bağıracağım 'Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar' diye. 

Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. 
Duyduklarına inanamıyorlardı .. Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi. 

Farkında' Olmalı İnsan... 

Kendisinin, Hayatın Olayların, 
Gidişatın Farkında Olmalı. 

Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti Yarın 
Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür.